
"Got to love you"
Her şeyden sonra elimde kalanlar...


Ruhum rüzgârla dansına başladı.
Yapraklar kendince şarkı söylemeye ardından…
Kocasının ihanetini yeni öğrenmiş kadının dudaklarından çenesine süzülen gözyaşları, parkta gezinen hayallerin şahitliğinde, elbisenin kumaşına ölü bedenlerini bıraktı.
Genç kadının karşısında duran, çocuğunu yeni kaybetmiş yaşlı bir adamın aklındaki düşünceleri ruhunu zenginleştirirken yaprağın ölümünü andıran gözlerine bir çocuk takıldı salıncaktaki.
Mutluluktan yanaklarına pembelik düşmüş pembe şapkalı kız, adımlarını pembe kaydırağa yönlendirdi o an.
Salıncaktaki çocuk durdu ayaklarının çıkardığı toza bakıp salıncaktan indi.
Köşedeki işçi, çocuk seslerinde, ağaçtan düşen bir yaprağı da koydu çöp poşetine.
Parkın yakınındaki yoldan geçen arabadan bir sigara izmariti düştü yere.
Onun arkasından gelen mavi araba yavaşça izmariti yola yapıştırdı.
O sırada bir martı maviliğini derinlerde saklayan kirli denizden bir balık çıkardı.
Balık yakalandığının farkında son nefesiyle çırpınmaya başladı.
Birkaç çırpınma.. Birkaç daha nefes alma çalışması.. Ölü bir beden, bir gaganın ucundan akşam yemeğine dönüştü.
Martının akşam yemeğine bakan kuş, yavrularının açlık çığlıklarını doyurmaya çalışıyordu o sıra. Bir kaçının öleceğini biliyor ama yine var gücüyle arıyordu bir solucan..
Kuş yavrularının çığlığının hemen altındaki toprak, yağmurun kalıntılarını süpürüyor gelene geçene bir toz bulutu oluşturuyordu.
Çim, yaprağında kalmış olan damladan süzülen gökkuşağının renkleriyle büyülenmiş duruyordu öylece.
Fark edemedi üstüne basan bir ayakkabıyı…
Hayalleri kayboldu önce sonra gökkuşağı... Yaralı vücudunun acısını susturdu ardından. Ve kaderine razı geldi.
Çimin mezarının yakınındaki ağaçlık alanda, bir köpek yavrusu büyük köpeğin kurbanı olmuş dövülürken kedi onları ağaçtan sinsice izliyordu.
Köpeğin ağlamasını duyan genç bir kadının yaşlanmış ve lekeli eli oğlunun siyah saçlarında dolaştı, çocuk uyurken kadın ninni söylerken.
Ninni savrulup giderken evin yanında konaklayan ağacın altından dudaklar dudaklara değdi güneş önlerinde batarken.
İki aşığın aşkları yeni bir hikâye yazmaya hazırlanıyorken küçük bir kız göründü evin karşısındaki kaldırımda.
Küçük kız ağlamaya başladı balonu onu bırakıp özgürlüğe koşarken.
Kaldırımın ilerisindeki yolda, bir oğlan mahalle kavgasından yediği dayaklarla gidiyordu babasının yanına.
Oğlan bir villanın yanında geçerken hayranlıkla izledi bu masalsı yeri.
Denize bakan pahalı villasında oturan kadın kahvesini yudumladı gülümserken.
Kızı yukarıda şarkının son notası bastı.
Bütün bunlar olurken ben…
Hayatı yeniden keşfederken soğuk mezarıma doğru süzülüyordum, bir köprüden.


Aşkım inceciksin
Biraz daha sevsem öleceksin
Sanırsın bu güneşlerde
Yanmadan mı büyüyeceksin
Aşkım tazeciksin
Gözlerimde parlak hevessin
Bilmezsin daha 22’nde
Yaktığım ellerimsin


Değişim... Nasıl da insanı sürüklüyor değişim rüzgarları. Hiç aynaya bakıp abi ben ne oldum dediniz mi veya dedim mi? Bu gün baktım. Ağladığım için kendime baktım aslında ama en sonunda kendimi gördüm. Büyümüşüm... Hani büyüdükçe sorunlar artar derler ya... Galiba benim içinde öyle olmuş. Sorunlarım bir çığ gibi üstüme çökmüş de farkında değilmişim. Bu gün hepsinin yükünü hissettim. Çöktüler üzerime yıkıp geçtiler beni. Koyduğum tüm kalkanlarda işe yaramadı. Canım acıdı. Canım acıyarak ilk defa ağladım hüngür hüngür.
Kimsenin suçu yok... Kimseyi suçlayamam çünkü uzun zamandır içime atan benim bütün bunları. Döktüm mü içimi? Heralde gözyaşlarımla akmıştır bazıları halıya. Mutluyum çünkü galiba böyle zamanda vuruyor bana ilham. Hem de çok sert. Bir blog açtık yaratıcı yazarlar için.
Yarın güzel olacak... Yarın ağlamayacağım üzülmeyeceğim mutlu olacağım... En azından bunun umuduyla yaşıyorum şimdiyi...
Gitmem gerek artık...Matematik çalışıp evi toplayacağım. :D
