23 Kasım 2011 Çarşamba

BÜTÜN BUNLAR OLURKEN BEN…


Ruhum rüzgârla dansına başladı.

Yapraklar kendince şarkı söylemeye ardından…

Kocasının ihanetini yeni öğrenmiş kadının dudaklarından çenesine süzülen gözyaşları, parkta gezinen hayallerin şahitliğinde, elbisenin kumaşına ölü bedenlerini bıraktı.

Genç kadının karşısında duran, çocuğunu yeni kaybetmiş yaşlı bir adamın aklındaki düşünceleri ruhunu zenginleştirirken yaprağın ölümünü andıran gözlerine bir çocuk takıldı salıncaktaki.

Mutluluktan yanaklarına pembelik düşmüş pembe şapkalı kız, adımlarını pembe kaydırağa yönlendirdi o an.

Salıncaktaki çocuk durdu ayaklarının çıkardığı toza bakıp salıncaktan indi.

Köşedeki işçi, çocuk seslerinde, ağaçtan düşen bir yaprağı da koydu çöp poşetine.

Parkın yakınındaki yoldan geçen arabadan bir sigara izmariti düştü yere.

Onun arkasından gelen mavi araba yavaşça izmariti yola yapıştırdı.

O sırada bir martı maviliğini derinlerde saklayan kirli denizden bir balık çıkardı.

Balık yakalandığının farkında son nefesiyle çırpınmaya başladı.

Birkaç çırpınma.. Birkaç daha nefes alma çalışması.. Ölü bir beden, bir gaganın ucundan akşam yemeğine dönüştü.

Martının akşam yemeğine bakan kuş, yavrularının açlık çığlıklarını doyurmaya çalışıyordu o sıra. Bir kaçının öleceğini biliyor ama yine var gücüyle arıyordu bir solucan..

Kuş yavrularının çığlığının hemen altındaki toprak, yağmurun kalıntılarını süpürüyor gelene geçene bir toz bulutu oluşturuyordu.

Çim, yaprağında kalmış olan damladan süzülen gökkuşağının renkleriyle büyülenmiş duruyordu öylece.

Fark edemedi üstüne basan bir ayakkabıyı…

Hayalleri kayboldu önce sonra gökkuşağı... Yaralı vücudunun acısını susturdu ardından. Ve kaderine razı geldi.

Çimin mezarının yakınındaki ağaçlık alanda, bir köpek yavrusu büyük köpeğin kurbanı olmuş dövülürken kedi onları ağaçtan sinsice izliyordu.

Köpeğin ağlamasını duyan genç bir kadının yaşlanmış ve lekeli eli oğlunun siyah saçlarında dolaştı, çocuk uyurken kadın ninni söylerken.

Ninni savrulup giderken evin yanında konaklayan ağacın altından dudaklar dudaklara değdi güneş önlerinde batarken.

İki aşığın aşkları yeni bir hikâye yazmaya hazırlanıyorken küçük bir kız göründü evin karşısındaki kaldırımda.

Küçük kız ağlamaya başladı balonu onu bırakıp özgürlüğe koşarken.

Kaldırımın ilerisindeki yolda, bir oğlan mahalle kavgasından yediği dayaklarla gidiyordu babasının yanına.

Oğlan bir villanın yanında geçerken hayranlıkla izledi bu masalsı yeri.

Denize bakan pahalı villasında oturan kadın kahvesini yudumladı gülümserken.

Kızı yukarıda şarkının son notası bastı.

Bütün bunlar olurken ben…

Hayatı yeniden keşfederken soğuk mezarıma doğru süzülüyordum, bir köprüden.

18 Kasım 2011 Cuma

Her şeyden sonra...




Affet bu gece ölmek istedim
Pembe bir mezarlık olmak istedim
Karanlığı elimle bölmek istedim
Seni çok özledim...

Eğer öss ya da şimdiki cici isimleriyle ygs ve lys'e hazırlanıyorsanız ve
sınıfınızda umursamaz kişilikler varsa bir süre sonra emin olun şarkı repertuarınız baya genişliyor... Dersleriniz çoğu boşu olunca bir elinizde mp3 bir elinizde kalem manyak gibi test çözüyorsunuz...
Evet gerçekten bu sene soru çözmüyoruz yiyoruz... Öss gençliğinin işi bu galiba... Dersten derse koşmak bol bol para harcamak ve tatil günlerinde sadece uyumak... Ki daha sinirlerimiz gerilmedi... Daha sınav havasına girmedik... Zor cidden... İğrenç bir sene... Üniversiteye giden partiden partiye koşan insanları anlayabiliyorum... Açıkçası bende koşmayı planlıyorum... Tabi ki İzmir hariç :P

Aşkım inceciksin

Biraz daha sevsem öleceksin

Sanırsın bu güneşlerde


Yanmadan mı büyüyeceksin

Aşkım tazeciksin

Gözlerimde parlak hevessin

Bilmezsin daha 22’nde

Yaktığım ellerimsin


Türkçe şarkı dinlemeye başladım arkadaşlar sayesinde... He
r ne ise galiba Gece Esk'imize geliyormuş... Ama 18'e 2 ay olmasına rağmen giremeyeceğim için geldiği yere içim bir kötü oluyor... Geçen Model geldi... Can Bonomo geldi... Model'i dinleyemedim... İçim acıdı ya...
Her ne ise (Whatever!) bu senenin güzelliklerini anlatmalıyım... 12'ler oldukça rahat... Dersler boş... Kantine seferlerimiz olabiliyor... Her ne kadar da yapmasam makyaj saç baş ojeler bile serbest... Çok serbestiz aslında.. Bu bazen rahatsız edici olabiliyor. Hele sınıfınızda hayvancıklar dolaşıyorsa...
Bu erkekleri anladığım gün prof. olacağım galiba...
Ama şimdi harmonik hareketin molün türevin formüllerini anlamakla geçiriyoruz...
Şunu fark ettim ki yıllık ayrı zor iş... Yılkom da iseniz hele!
Yok kime yazacağız? Ay resmimiz nasıl çıkacak? Parasıdır tasarımıdır cart curt...40 kişiyi 2 sayfaya sığdırmak var bir de... Tanrım ne zor iş ya!
Üstündeki giysi mi?
Yaptığı espri mi?
Bir saniyelik bakışı beni sildi mi?
Gösterdiğimde içimdeki yaramı,
Tuz basmak için mi akıttın gözyaşını?
Hoşuna mı gitti?
Eğlendin mi?
Hoşuna mı gitti?
Eğlendin mi?
Dans etmekten dönmüş başı,
Yok ki şansım düşmüş aklı..!

Tabi her ne kadar össüs olsak da dizilerimizden vazgeçemiyoruz... Her hafta sonu 2 saati çok görmeyin bizi... İnsan bazen deliriyor ya... Hele Glee'nin çakmasını bizim Türkler yaparsa... Sinir olmak az kalır yemin ediyorum... Bu kaçıncı çakma dizi... Ergencikler için işte... Ne yapacaksın...
Hayat zor be! Bu zorluklarda 20 puana üzülmemeyi saçların şekli içi
n ve tabi ki bir erkek için üzülmemeyi öğrendim...
Hayat daha yeni başlıyor... Üniversitede her şeyin güzel olacağını umuyorum... Olacağını biliyorum... Şu an tek iseniz bile ünide sizin gibiler olacaktır.
Hayat kolay mı olacak? Hayır! Asla! Hayat en kolay doğduğumuz zamandı. Büyüdükçe sorumluluklar üstünüze yüklendikçe kafayı yemeyi başlayacaksınız...
Benim üstümde ne yük var diye düşünüyorum... Umutlar hayaller vs... Hele ki beklentiler... Bunlar yıkılınca hıçkıra hıçkıra ağlıyorsun o başka bir durum...
Ah bu arada ağlamak derken... Bir erkek de ağlamalıdır... Ne bileyim yani... Onun duyguları yok mu? Benim için ağlayabilen erkek insandır... İçine ata ata kötü oluyor... Aç damardan şarkıyı ne bileyim ağla işte... Kız seni sevmiyorsa ağla! Aldatıysa ağla! Ağla işte... Bazen ağlamak lazımdır zorlukları atlatmak için...

Ah şu Coldplay ne güzel şarkıları var ya... Şu an içim bir umutla doldu... Her neyse... Össüs olaraktan dünyadan kopmuş değiliz... Van depremini 3 gün sonra öğrensem de...
Deprem ne korkutucu bir şeydir öyle... Van depremindeki kardeşlerimiz için bir yardım kutusu hazırlayıp yolladık... Yardımlaşmak güzel... Hem arkadaşlarımız ailemiz olmasa kötü günlerimizi
nasıl atlatacağız?

Ha bu arada bekarım şimdilik... Üzüldün mü diye sorarsınız üzüldüm hıçkıra hıçkıra ağladım... Her hayali hatırladıkça ağladım... Ama yaşadıklarımdan hiçbir zaman pişman değilim... Olamam ki... Bir insanı kalbime aldığımda asla atamam... Onu da atamam... Şimdi sevgilim yerine arkadaşım... Konuşamıyorsak bile... Ve hala seviyorum arkadaşım olarak...
Yanlış buluyorum öyle "Ayrıldık defol git tanımıyorum seni!" diyenleri... Eğer güzel ayrıldıysanız seveceksin... Eğer sana boynuz takmadıysa seveceksin... Çünkü bu onun hakkı bence...

Whatever! Össüs olaraktan çok manyak işlerimiz var. Mesela Teoman'ın Duş şarkısını bağıra çağıra sınıfta söylemek gibi... Taş erkeklere bakıp "Bunlar insansa biz neyiz?" demek gibi... Çikolata manyağı olup bir çikolatayı parçalamak gibi...
Her ne kadar zor da olsa güzel bir sene... Arkadaşlarla, öğretme
nlerle...
Ah öğretmen derken ne güzel öğretmenlerimiz var bizim ya... Hepsi kafa... Ve hepiciğini seviyorum...

Össüsüz ama mutluyuz be! Gülümseme, çünkü zorluklara ancak böyle kafa tutabilirsin! (Ağla ama çok değil! Salya sümük olmak be!)

En sonunda bu günlüğü de bitirirken... Aman Allahım diyorum :D Ne çok şey yazmışım... Ay şu şarkının sözlerini de koyasım geldim...
Son defaymış gibi
Kaybederken kendimi
En ucuz şaraplarda...
Son defaymış gibi
Kaybederken kendimi
Sırılsıklam vücudunda...

(En son olaraktan)
Castiel NERDESİN LAN!






9 Eylül 2011 Cuma

Anlamsız şeyler vardır... Amaçsız insanlar gibi. Zamanın o dipsiz kuyularına düşerler. Rüzgarların onları yok etmesine izin verirler... Sonuçta hayat gibi acımasız bir büyücünün ellerinden düşüp kendi alevleriyle küle dönüşür ve ardından rüzgarda unutulur giderler...
Bunca zaman sonra neden yazmak istedim bilmiyorum. Galiba kuruyan bordo ojelerden dolayı... Aslında kocaman bir yalan söylüyorum... Maskem zaten yalanlarla kaplı. Bir mesaj bekliyorum... Hani özel günlerde yazılanlardan...
Gelmedi... Gelecek mi diye 10 dakika daha bekleyeceğim galiba... Gelmezse... Bedenimin ısıtacağı yatağımın içine girip sabaha kadar ağlayacağım... Tik tak...
"Ağladım delice... Elimde boş bir şişe..."
Ne güzel bir şarkı değil mi? Normalde çok Türkçe şarkı dinlemem. Ama bir kişinin isteği üzerine dinledim... Güzel bir şarkı... Anlamlı ve damardan...
Tik tak...
Temmuz ve Ağustos aylarında o kadar doğum günü olması yetmediği gibi bir de üzerine Eylül ayındakiler eklendi.
Şükürler olsun Başak burçlarından o kadar nefret etmiyorum... Aslan burçları... Oh tanrım.
Tik tak...
Zaman geçtikçe her saniye gözlerinizde biriken yaşları geri gönderemezsiniz. Birikirler... Birikirler... Sonunda yanağınızdan akıp giderler. Belki dudaklarınız o tuzlu suyu tadar...
Ya göndermezse....
Ya aldığım karara karşı koyabileceğim tek bir umut bile yoksa...
Ağlamaktan başka bir şey kalır mı elimde?
Hem ağlamak bedava...
Tik tak...
Bir dakika kaldı... Kalbinizdeki kocaman bir parça atmak için bir dakika... Acır mı? Acır herhalde. Yakar... Bir süre sonra nefes alamazsınız...
Ben bu acıdan kaçmak için bir yol buldum... İlaç içmek... Sakinleştirici...
Ops... Zaman dolmuş ve elde hiç bir mesaj yok... Bitti mi o zaman?
Galiba bitti...

25 Nisan 2011 Pazartesi

Değiştik...Büyüdük mü ne?



Değişim... Nasıl da insanı sürüklüyor değişim rüzgarları. Hiç aynaya bakıp abi ben ne oldum dediniz mi veya dedim mi? Bu gün baktım. Ağladığım için kendime baktım aslında ama en sonunda kendimi gördüm. Büyümüşüm... Hani büyüdükçe sorunlar artar derler ya... Galiba benim içinde öyle olmuş. Sorunlarım bir çığ gibi üstüme çökmüş de farkında değilmişim. Bu gün hepsinin yükünü hissettim. Çöktüler üzerime yıkıp geçtiler beni. Koyduğum tüm kalkanlarda işe yaramadı. Canım acıdı. Canım acıyarak ilk defa ağladım hüngür hüngür.




Kimsenin suçu yok... Kimseyi suçlayamam çünkü uzun zamandır içime atan benim bütün bunları. Döktüm mü içimi? Heralde gözyaşlarımla akmıştır bazıları halıya. Mutluyum çünkü galiba böyle zamanda vuruyor bana ilham. Hem de çok sert. Bir blog açtık yaratıcı yazarlar için.




Yarın güzel olacak... Yarın ağlamayacağım üzülmeyeceğim mutlu olacağım... En azından bunun umuduyla yaşıyorum şimdiyi...




Gitmem gerek artık...Matematik çalışıp evi toplayacağım. :D