24 Ağustos 2010 Salı

Elisha

Yüksek sesle çalan clup müzikleri, kendilerini müziğe kaptırmış dans eden genç kızlar,bardaklardan bir dikişte boşalan içkiler, kimsenin büyüyle uğraşmadığı bir ortam…Genç ölüm yiyen hafifçe gülümsedi bu ortama, bir Muggle barında. Genç adam oldukça rahattı.Kimse onu burada bulamaz, kimse ona saldıramaz –en azından büyüyle- ve istediği her kızı tavlayabilirdi.Muggle dünyasını seviyordu belki saydığı nedenlerden dolayı, belki de bu büyüden anlamaz değersiz mugglelar içinde kendini üstün hissettiğinden… Barmene dönüp eliyle boş bardağı işaret edip kendinden emin sesiyle “Aynısından” dedi.Arada sırada ceketindeki asasıyla belli etmeden ortamı kontrol ediyordu.O sırada bir kız onun yanına gelip barmenden içki istedi.Giderken de genç adama en seksi bakışını göndermeyi unutmadı. Genç adam ise göz devirip gülümsedi.İstese her kadın onun olabilirdi bu akşam.Köşeli ve hafif uzun yakışıklı yüzüyle, soğuk ve delici bakışlarıyla, kendinden emin duruşuyla, gizemli gümüşi gözleriyle ve damarından akan safkan kanıyla bu kadınları hayli hayli etkilerdi. Ortamın keyfini çıkarırken birden gerildiğini hissetti.Büyünün varlığını hissetmişti.Bir eli bardağını tutarken diğer eli ceketinin içindeki asasındaydı.Gözleri barı hızlıca taradı.Hızla düşünmeye başladı.Gelen kişinin seherbaz olma ihtimali oldukça düşüktü.Onlar muggle dünyasına gelseler bile gece kulüplerine gelmezlerdi.Ölüm yiyen olma ihtimali seherbaz olma ihtimalinden daha yüksekti.Ama onlar değersiz mugglelarla durmazlardı bir yerde.Ancak eğlenmek için gelebilirlerdi, aynı genç adam gibi.Gelen büyük ihtimalle büyücü veya cadıydı.Ama tedbiri elden bırakmıyordu genç adam.En sonunda onu geren kişiyi bulmuştu gözleri. Genç adam dans eden kalabalıktan sıyrılan kadını izlemeye başladı ve o anda nefesi göğsünde donup kaldı.Sandalyeye oturup kalabalığı izleyen bu kadın, gördüğü en seksi ve güzel kadındı.Giydiği kısacık kot şortu uzun biçimli güzel bacaklarını açıkta bırakıyordu.Yüksek topuklu ayakkabılarıyla genç adamın boylarındaydı.Genç kadının üstündeki ona çok yakışan geniş yakalı yarasa kollu yarı transparan beyaz tişörtünde göz gezdirdi genç adam.Dalgalı kahverengi saçları omuzlarından zarifçe dökülüyordu. Genç adam bu kadını istiyordu.Bacak bacak üstüne atmış büyük bir özgüvenle çevreyi izleyen bu seksi kadını istiyordu. Genç ölüm yiyenin bakışlarında genç kadın barmene dönüp içki istedi.Barmen bir an afalladıktan sonra içkiyi hazırlamaya başladı. Genç adam bardağındaki kalan içkiyi bir dikişte bitirip genç kadının yanına gitti.Karşısına oturdu ve bu seksi kadının yüzüne baktı.Hayal görmüş gibi şaşırdı.Kafasındaki tek şey, bu kadın onun olmalıydı.Bu peri kadar güzel kadının tadına bakmalıydı. Kadının oval ve pek uzun olmayan yüzünde mesafeli ve soğuk bakan yeşile çalan kahverengi gözleri nefesini kesmişti genç adamın. “Selam…” dedi genç adam hafifçe gülümseyerek.Genç kadın zarifçe ona döndü güzel dudaklarına küçücük bir gülümseme koyup “Selam…” dedi.Genç adam o dudakları öpmeyi düşünüyordu o sıra. “Böyle güzel cadının buralarda ne işi var?” Genç kadının gözleri şüpheyle kısıldı.Dudaklarına seksi bir gülümseme kondurdu bu sefer.Genç adam zekâsıyla parlayan gözlerine baktı kadının. “Senin gibi bir büyücünün burada ne işi var peki?” Genç adam gülümsedi.Ve bu kadını bırakmamaya karar verdi. Konuşmaya başladılar.Genç adam her saniye daha çok etkileniyordu ondan.Gizemli konuşmaları bakışları gülüşü her şeyiyle mükemmeldi bu kadın.En sonunda gecenin geç vaktinde genç adam bu gün şanslı olduğunu hissetti.Genç kadını evine bırakabilecekti.Aslında küçük cadı bilmeden kurdun kucağına düşmüştü.Büyüyle onu kendine âşık edebilirdi ve bu gece onun tadına bakabilirdi. Şimdi geceyi aydınlatan ayın ışığında sokaklarda yürüyorlardı.Genç adam hayret etmişti.Mugglelarla yaşayan bir cadı…Adını söylemeyen bir kadın…Ancak güzelliği ondaki tüm garipliği götürüyordu.Tenha ve dar sokaklara girdiler.Genç kadın hızla yürüyordu belli ki korkmuştu.Etrafta tek bir canlıya rastlamamışlardı sanki her şey ölmüştü.Bir ay ve iki yanlarını saran duvarlar vardı onlara eşlik eden. Genç adam bir anlık dürtüyle genç kadını duvara yapıştırdı ve ölüm yiyenlere has bir kötülükle ve art niyetlilikle gülümsedi.Genç kadın şaşırdı ilk başta daha sonra korkuyla genç adama bakakaldı.Genç adam yavaşça genç kadının kotunun cebindeki incecik asayı alıp incelemeye başladı bir eliyle.Diğer eliyle ise asasını çıkarıp kadına doğrulttu.Kaşlarını hafifçe kaldırarak kadına baktı. “Asan çok güzelmiş tatlım.” Genç kadın tereddütle gülümseyip “Teşekkürler…” dedi.Genç adam genç kadının saflığına içten içe güldü.Elindeki ince asayı diğer duvara attı.Daha sonra genç kadına dönüp asasını genç kadının başına koydu.Genç kadın başına doğrultulmuş asa ile ona bakıyor ve korkuyordu.Genç adam kulağına eğilip fısıldadı. “Biraz sonra bana deli gibi âşık olacaksın güzelim ve çok güzel bir gece geçireceğiz.” Derin bir iç çekip bakışlarını genç kadının gözlerine dikti. “Ne yapacaksın?Kaçacak mısın? Bağıracak mısın?” Genç kadın adamın lafını bitirmesiyle başka bir kişi oldu. “Aslında ben şunu yapacaktım…” Genç adam ona kaşını kaldırarak baktı ve o anda midesine genç kadının güçlü asi yumruğunu yedi. Genç kadından uzaklaşıp ona baktı.Genç kadının gözleri zevkle kısılmış dudaklarında seksi bir gülümseme vardı.Kendinden emin ve sanki rüzgârda uçarmışçasına genç adama doğru ilerledi genç kadın. Genç adam kendini toparlayamadan yine o yumruklardan bir tanesi yüzüne geldi ve kendini diğer duvarda buldu.Genç kadın hızla ona ilerleyip tekme attı.Tekmenin gücüyle yere yapışan genç adam bir an sonra boğazında yüksek topuklunun tabanını hisseti.Büyü yapmaya girişti ama o tekme yumrukların arasında karşındaki genç kadın asasını almıştı.Ağzındaki kana yere tükürdü ve genç kadına dönüp tısladı. “Seherbaz…” Genç kadın hafifçe güldü ve adamın kolunu açıp dövmeye baktı. “Ölüm yiyen…Ne büyük bir sürpriz…” Genç adam hafifçe sırıttı genç kadının ona eğilmesiyle. “Çok dikkatsizsin Roy! Genç ve salaksın!Ama bu kadar olabileceğini düşünmemiştim." Genç adam sesinin çıktığı kadar “Aslında tatlım güzelliğinden dikkatim dağılmıştı.” dedi. Genç kadın fısıldadı. “İşte bu yüzden salaksın!”Ayağa kalkıp vücudunu felç ettiği genç adama baktı.Asasını sallamadan önce gülümsedi. “Bu arada ismim Elisha Pierce…Azkaban’da sayıklarsın! Sersemlet!” Genç adam o anda bayıldı.Genç ve güzel kadın onu boynundan tutup buharlaştı.Tenha sokakta aya eşlik eden duvarların tek duyabildiği hafif POP sesi oldu.

29 Temmuz 2010 Perşembe

LORELEI



Küçükken ne zaman kötü bir rüya görsem ne zaman uyuyamazsam o karanlık ve ürkütücü koridorlardan geçip hiç kimsenin olmadığı kalede annemin odasını bulurdum.Onların yanında uyurdum ve canavarların annemin bir meleğinkine benzeyen o görünmez kanatları ardında beni bulamayacaklarını sanırdım.Ve o kanatların ardında güzel rüyalarıma dönerdim.
Ama şimdi yerimden kıpırdayamıyor ve sadece gecenin koynundaki ayın ışığının koyunu perdelerin arasında süzülüp yatağıma bıraktığı aydınlığı izliyordum.Korkumu garip bir şekilde var olan sessizlikle paylaşıyordum.Ayağa kalktım.Gördüğüm rüyadan etkilendiğim ellerimin titremesinden belli oluyordu.Sabahlığımı hızla giyip çirkin gölgeler yaratan perdeleri hızla çekip ay ışığının odayı aydınlatmasına izin verdim.
Boynum acıyordu.Elimi yavaşça boynuma koyup biraz ovdum.Boynum terden ıslanmıştı.Gördüğüm rüyadan olmalıydı.Odada rengi belli olmayan gölgede kalmış lüks koltuğa oturup iç geçirdim.Uykumun arasında bazı sesler duymuştum ve açıkçası ortalık bu kadar sakin değildi.Sanki sessizlik bir anda geceden kopmuş ve buradaki tüm hayatı almıştı.Hiç bir ses yoktu; ne doğanın sesi ne hizmetçilerin ayak sesleri ne de muhafızların konuşmaları…Sessizlik arkadaşımdı bu kez…
Ayağa kalkıp ablama bakmaya karar verdim.16 yaşındaydım.Evet büyümüştüm onun yanına gidip kanatların altına almasını isteyemezdim.Ama en azından onun orada olması beni rahatlatırdı.Koridorlarda yürümeye başladım.Tüm mumlar sönmüş karanlığı aydınlatan masum ay ve elimdeki şamdana sıkıca koyulmuş mumun alevi vardı.Ablamın odasının önünde durdum.Kapısı açıktı içeri girdim ve yatağına doğru ilerledim.Kapatılan tüm perdeleri açıp içeriye ayın ışını misafir ettim. Yırtılmış çarşaflar yataktan kaymak üzereyken tutup yatağın üzerine koydum.Bazı lekeler sarıyordu çarşafı.Kahverengiye yakın bir şeydi.Ama ne olduğunu anlayamamıştım.
Ablam odasında değildi belki kütüphanede kitap okuyordu.Derin bir iç çekip abimin ve karısının odasına doğru ilerlemeye başladım.Belki kapıya çalarsam uyanıp bana cevap verirlerdi.Odaya vardığımda kapısı açıktı.Gözlerimin önünde darmadağınık bir oda vardı.Aynalar kırılmış perdeler yerinden kopmuş çarşaflar yerlerde yanmakta olan mum mermerin üstünde son nefesini veriyordu.
Oradan ayrılarak koşmaya başladım dadımı bulacaktım.Heykeller yıkılmış porteler resimler yerlerde geziyordu.Sessizliğin ayak seslerimi bile örtüyordu.Daha hızlı daha hızlı koştum.Dadımın odasına vardığımda kapıyı yumruklamaya başladım.Yumruklarım bir süre sonra kapıyı bana açmıştı.İçeri girip yatağında yatan ve beni duymayan dadıma doğru ilerlemeye başladım.
“Dadı…”
Daha yüksek bir sesle ona bir kez daha seslendim…Ama beni duymuyordu.Yanına gidip hafifçe dürttüm onu…İlk dokunuşumla yataktan yere yuvarlandı.Mumun alevi geceliğindeki tüm kanları masum ve korkan gözlerimin önüne serdi.Hıçkırıklarım tutup ona doğru eğildim.Ölü gibi rengi solmuştu.Gözleri açıktı ve tüm canlılığını yitirmişti.Çarşafları kanının rengine bürünmüş benim bakmamı bekliyordu.Gözümden yaşlar yanaklarımdan dudaklarıma doğru akmaya başladı.
Koşmaya başladım.Terliklerimden biri beni yarı yolda bıraktı.Sabahlığım kollarımdan düştü.Gözyaşlarım koridorlardaki kırmızı halıları ıslatmaya devam etti.Salona koşuyordum.Konuşamıyordum nefes alamıyordum.Hiç bir şey hissetmiyor yalnızca koşuyor ve ağlıyordum.Mumların ışığının büyük demir kapılardan taştığı salona vardım.Demir kapıları hızla açıp korkunç manzaraya bakmak zorunda kaldım…
Mumların alevleriyle aydınlatılmış salon kanlarla kaplıydı.Lüks duvar kâğıtlarının üstünde kanlı el izleri vardı.Koltukların ardında yatan bedenleri görebiliyordum ama inanamıyordum.Yavaş ve emin adımlarla yürüdüm.Ayaklarımı sürdüğüm yerler kanlıydı.Ellimi koyduğum heykeller kanlıydı.Ve gördüğüm ailemin kıyafetleri tamamen kanlarla kaplıydı.Onların yanına gittim ve diz çöküp bakmaya başladım.Kocaman kıpır kıpır gözleri ve kızarmış yanakları dışında tamamen hareketsiz ve sessizdiler.Kanları tüm elbisemi ellerimi ve yüzümün yarısını kaplamıştı.Annemin göğsüne başımı koyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Portreler yere inmiş her portenin kalın çivisine öldürülen hizmetçiler asılmıştı.Bu vahşetin ortasında kalmıştım ve sadece ağlıyordu.Annemin kucağında artık ölü olan kolları arasında ve artık yok olan kanatları ardında.
“Ağlama…”
Bu ses kulaklarıma yankılandığında yavaşça başımı kaldırdım.Gölgelerin arasından bir adam çıkıp bana yaklaşmaya başladığında ben de cesetler gibi sessiz ve hareketsizdim.Yabancı hafifçe gülümsedi bana.Ağlamaktan kızarmış gözlerim yabancının azı dişlerinin uzunluğunu ve sivriliği gördü.Sonra gözlerini…Kahverengi gözlerinin kırmızımsı bir hal aldığını…
Eğilip elini çenemi koyup başımı daha çok kaldırdı.
“Artık onlar ailen değil…Onlar sadece ölü cesetler…”
Ayağa kalkıp yabancıdan uzaklaşmaya başladım…Konuşmaya devam ediyordu.Kadifemsi sesi kulaklarımda her yankılandığında başımı inkârla iki yana sallıyordum.
“ Neden tek sen sağ kaldın bu vahşetin içinde?”
“Neden seni de öldürmediler? ”
Kapıya koşmaya başladım ama inanılmaz bir hızla beni omuzlarımdan yakalayıp aynanın önüne getirdi.Arkamda cesetler kanlar ve bilinmeyen bir kötülük duruyordu.Yabancı yavaşça boynuma kapatan sarı kanlarla kaplı bukleleri çekti ve kanlı boynumu gösterdi.Değişik iki yara izi duruyordu boynumda.Yavaş yara izlerine bastırdı.Yaşadığım acıyla yüzümü buruşturup ondan kurtulmaya çalıştım.
Dudaklarını kulağımın hemen yanına getirdi.Ve kadifemsi sesi kulağımda bir kez daha yankılandı.
“Sen de bu vahşeti yapan varlıklardansın artık…Ölüsün Lorelei…Onlar kadar ölüsün Lorelei…Yürüyen ölüsün…Artık insanları hiç acımadan öldürecek…Sırf kan için her şeyi yapacaksın…Ve senin en azından onlar gibi olmaman –ailen gibi olmaman için- seni bu varlıklara çeviren benim.Seni boynundan ısırıp kanını içtikten sonra zehrimi bırakıp seni benim gibi yaptım.
Hareketsizdim ne cevap verdim ne nefret ettim ne de bağırdım ona…Sadece ona bakıyordum anlamsız boş gözlerle.
Kızıla çalan kahverengi hafif uzun saçları izliyordum.Kırmızımsı kahverengi gözlerini…Soluk tenini ve kusursuz güzelliğini…Ama hiçbir rengin hiçbir kavramın farkında olmadan izliyordum…
Ailem ölmüştü cesetleri salonunun ortasına öylece bırakılmıştı.Duvarlarda çivilere asılan hizmetçiler vardı. Kanları duvardan akıyor ve yere bir kan göledi oluşturuyordu.Ailemin kanları ise bembeyaz halının üstünde şekilsiz çizimler oluşturuyordu.Yüzüm annemin kanı ile lekelenmişti.Arkamda bir yabancı benim yürüyen ölü olduğumu söylüyordu.Ve ben sadece ağlıyordum.
“İsmim Jaune, Lorelei…Ve senin efendin ve koruyucunum…Ben kimim Lorelei?”
Sessizlik…Omuzların daha da sıkıp tekrar sordu.
“Kimim ben Lorelei? Cevap ver BANA!”
Bağırışı tüm salonda yankılandı.Omuzlarımdaki eller canımı acıtıyordu.Sessizce mırıldandım…
“Jaune…Benim efendim ve koruyucum…”
Sesimi kendim tanıyamamıştım.Garipti ve yabancıydı bana o an.
“Ve sen kimsin?”
Başını başıma koydu ve hafifçe gülümsedi.Gülümsemesi acımasızdı korkunçtu ama büyüleyiciydi.
“Ben…Ben vampirim…İsmim Lorelei.”
Başını salladı ve beni bırakıp kapıya doğru gitti.
“Güneş doğmadan seni alacağım Lorelei…Bir iki saatin var…Ailenle vedalaş.”
Dönüp ona baktım.Kapıdan çıkışını izledim.Sonra dönüp aynaya baktım.Kendimi izledim.Ailemin yanına gittim…Diz
çöküp onları izledim…
Canavarlar gelip ailemi katletmişti.Annemin kanatları koruyamamıştı onları.Ben ise o canavarlardan biri olmuştum.Gözlerimde yaş kalmamıştı.Acı kalbime fazla geliyordu.
“HAYIR!”
Haykırdım.Durmadan haykırdım.Boğazımdan acı dolu seslerin bomboş ve karanlık kalede yankılanışlarını dinledim.Ay salonda mum alevlerinden yer kaldığınca odaya ışığını gösteriyordu.Işıklar kanların üstüne geliyordu.Usul parlıyordu kan göledi beyaz halının üstündeki kanlı şekiller elimdeki kanlar ve boynumdan
yavaşça aşağı süzülen kan…

24 Temmuz 2010 Cumartesi



O
Size onu nasıl anlatabilirim ki?Nasıl açıklayabilirim onu gördüğümde hissettiklerimi ya da size nasıl beni büyülediğini söyleyebilirim ki o gözleriyle…
İlk gördüğümde bana kurtarıcı gibi gelmişti aslında.Masal gibiydi bakışları gülüşü ve kokusu…Gerçek olmazdı, öyle düşünüyordum o zamanlar.Ama şimdi anlıyorum ki ben yeryüzündeki bir hayale kaptırmıştım kalbimi.
Onu gördüğünüzde her defasında nefesiniz kesilirdi emin olun.Kokusunu içinize çekmek isteyeceğiniz hafif uzun kızıla çalan kahverengi saçları, inatçı rüzgarın her savuruşunda, güneş üstüne parlardı ve adeta kalbinizdeki alevleri andırırdı.
Meleklere benzeyen kusursuz yüz hatlarına dokunmak isterdiniz.Çoğunluk çatık olan kaşları, mükemmel burnu, sürekli ince bir çizgi haline gelen dudakları ve hafif bir mum ışında hemen belli olan kirli sakalı ile o kadar asildi ki.
Her şeyiyle büyülerdi sizi, kendinden emin güçlü sesiyle kibar sözleriyle yüzüyle saçlarıyla duruşuyla…Ama sizi kendine aşık eden gözleri ve gülümsemesi olurdu.
Öyle bir bakışı vardı ki sanki içinizi okurdu, ruhunuzu delip geçerdi.Hem insanı korkuturdu hem de kendine bağlardı.Gözlerinizi bir an bile ayırmak istemezdiniz o derin okyanusları andıran sır dolu koyu mavi gözlerinden.Ama asla uzun uzun bakamazdınız gözlerine.Titrerdi içiniz, kaçırırdınız bakışlarınızı hemen.Sanki o gözleri bakmak, onun sakladığı sırları bulup çıkarmak sizin hak etmediğiniz bir şeydi.Aynı bakışlarda asla bir duyguyu tadamazdınız…Kızgın, mutlu, endişeli, üzgün olduğunu yok ederdi umursamaz soğuk bakışlarında.Onun bir zaman vahşi, soğuk, küçümseyen bir zaman ise çocuksu duygusal gizem dolu olan gözlerine hayran olurdunuz. Ya aşık ya da bağımlısı.
Gülümsediğinde ise içinize hayat aşkı dolardı.O kadar nadir olurdu ki bu, özlerdiniz…O güzel kusursuz dudakları gülümsediğinde dünyanızda güneş doğardı.Küçük bir gülümseme için her şeyi yapardınız.Her gün o karanlık umutsuz dünyanıza güneşi getirmeye çalışırdınız hiç bıkmadan, sırf o gülümsesin diye…Sizi hayata bağlayan bir güç olur bir süre sonra .Onun gülümsemesinde bütün umutlar bütün ışıklar bütün yıldızlar dolaşırdı.
Ve o gittiğinde, arkasını dönüp sizi bıraktığında sadece kalbiniz kırılmazdı, ölürdünüz, nefes alamaz, ağlayamazdınız bile…
Yıllar sonra mezarının önüne dikilip baktığınızda dudaklarınızda onun ismi, gözlerinizde onun hayran olduğunuz bakışı, kulaklarınızda o unutulmaz kadifemsi sesi, göz yaşlarınızda ise onun yaşam veren gülüşü dolaşırdı usulca…
(s.s.v.d.s.o.t)

ADAM VE KADIN
Kadınınki yıkılmaz görünen
Kırılgan bir çocuğun kalbi
Adamındaki acımasız olan
Mozaşist bir aşığın kalbi

Büyük hayalleri olan kalbiyle
Melekler kadar saf bir kadın
Hayalle gerçeği bilen
Aşkı acıyla yaşayan bir adam

Bir adamın bir kadına sevgisi
Bir kadının bir adama aşkı
Bütün bu yaşananlar…

Adam kadını hiç anlamayan
Hayallerini geride bırakmış
Kadının sevincine bağımlı
Onu deli gibi isteyen bir aşık

Kadın dünyayı yeni tanıyan
Bütün olumsuzluklara gülümseyen
Adamı her şeye rağmen sevebilen
Saflığın ta kendisi kızıl bir kelebek

Farklı dünyaların insanı ikisi de
Birbirine siyah ve beyaz kadar zıtlar
Ateş ve barut gibi aşıklar
Ulaşamayacak kadar uzaklar
Adam ve Kadın

Birbirlerini ne kadar çok sevseler de
Siyah ve beyaz birleşemiyor
Yok olacakları için
Birbirilerini ne kadar çok isteseler de
Ateş ve barut yan yana gelemiyor
Yangınlarından korktukları için…

İşte sevgilim
Bizimkisi de öyle bir aşk
Olmayacak yaşanamayacak
Bir güzellik cennette…

Çünkü sen adam ben kadın
Çünkü benimki kırılgan bir çocuğun
Seninki aşık bir adamın
Yaralı kalbi…

13 Temmuz 2010 Salı

2 saat süren bir dağınıklık...


Anacığım ne bu kitaplar defterler anlamam ki...Bir insanın iki koli ders kitabı olur mu ya da bir koli yaprak testi? Olur olur benim vardı mesela...
Odam üst katta olduğu için karışılmayan dağınık bir odaydı.Tabi abartılacak kadar da dağınık değildi.Okullar bitmesine rağmen hala kütüphanemi dolduran iki koli kitabı ve bir koli testi bu gün bitirmiş oluyorum.Tam olarak 2 saat sürdü ve hala kollarım ağrıyor.Ama oda toplarken eğlenceli hale getirmekte bir hayli kolay.Tüm gereksiz kağıtları top yapıp koridora atmaya çalışmak gerçekten eğlenceli bir de yanınızda güm güm çalan müzik çalarınız varsa...Aslında fotosunu çekmek gerekir ama ne yazık ki izin verilmedi.
Odamın içinden neler çıkmadı ki iki yıllık fotoğraflar uçlar boyalar manyak el izlerimi çıkardığım kağıtlar fırçalar kulaklıklar bulamadığım şarj aletleri vs vs...Sonunda hepsi toparlandı kategorilere ayrıldı ve kaldırıldı.Hala düzeltmem gereken 200 tane kitap ama tabi okumalık kitaplar bunlar.Hepsinin tozu alınıp alfabetik sıraya dizilmesi gerek.Tamam manyağın önde gideniyim ama bilmeniz gerek boy sırası ve alfabetik sıra birleştiğinde o kadar güzel duruyor ki kitaplar.
Artı 405 in üstümde bıraktığı etkileri topluyorum.Tam olarak beyin devrelerim yanmış işletimim çökmüş haldeyim.Ne mi oldu yaklaşık 3500 sayfayı bir yalanın üstüne tasarlanmış bir hikaye şeklinde okursanız ne olur?Elbetteki devreler yanar işletim bozulur.Ama tabiki bu 405...Yakışır ona!



Sus

Yeter ki tatsın kalbim sessizliği

Anlasın artık unutulmuş acıları

Gülsün uçan kuşlara

Baksın maviyle beyazın aşkına


Bekle

Yeter ki duysun kalbim kelebeklerin çığlığını

Gözyaşı dökmesin her gidenin arkasından

Unutabilsin yaraların sızısını

Ölmesin sonbaharın her gelişinde



Anlat

Yeter ki öğrensin kalbim aşkın küstahlığını

Hayal kurmasın her öpücüğün ardından

Kızmasın kendine her şey bittiğinde

Yeter ki her ağladığımda karamsarlığa her düştüğümde avutsun beni usulca…




KIZIL GECE

Kızıl dolunay yine parlıyor ,

Kaderin kararlarını vereceği

Benden gözyaşlarıyla ayrılacağın

O soğuk ve mutsuz gecede


Küçük ve sıcak elin elimden kayıyor

Sevdiğim kalbin ve kadının hayaliyle

Arkanda umutsuz kinci bir düşman bıraktığın

Kızıla gittiğin o lanet kabusta


Aşkım karanlıkta bir hiçliğe dönüşüyor

Tetiği çekmek için hazır gururum ile

Ölen ve her dakika kinle dolan

Yaralayıp bıraktığın küçük kalbimde


Güneş yeniden günü aydınlatıyor

Arkadan bıraktılarına bakıyorum usulca

Gözümün önüne gelen birkaç anın

Kırık bir kalp ve intikam için yaşayan yalnız bir adam...

9 Temmuz 2010 Cuma



AŞKIMIZ ,

Sözlerin bir aynanın aksi;

Kalbimdeki aşkla kör edilen,

Hep seni gördüğüm,

Kırık aynamın…


Gözlerin tutsak bir melek;

Aklımdaki girilmez saklı çukurlardaki.

Aşkın anahtarı olan ,

Çürük hapishanemde…


Sana bakışım bağımlı bir aşık;

Aramızdaki küçük ve uzun,

Her gün eskiyen ve yıkılan,

Köprüdeki yalnız yürüyen kişi…


Seni istemem sessiz bir yağmur;

Kurak toprakları yeşertmeye çalışan,

Her gün tükenen ve azalan,

Kirli bir su…


Seninle aşkımız;

Kırık bir aynanın aksi,

Çürük hapishane,

Yalnız yürüyen bir kişi,

Tükenen kirli bir su…


Ve ben;

Kırık aynadan elini kesmiş,

Çürüklerden hasta olmuş,

Yalnızlıktan ağlayan,

Kirli sularla kirlenen,

Bir aşık…